
Nişanlanma, bir erkek ile bir kadının, birbirlerine karşılıklı olarak evlenmeyi vaadetmeleri ile meydana gelen bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin yapılması ile taraflar arasında “nişanlılık” denilen bir ilişki kurulmuş olur. Bu ilişkiye taraf olanlar da “nişanlı” olarak nitelenir.
Evlenmenin gerçekleşebilmesi için evlenecek kimselerin, daha önce,.mutlaka nişanlanmış olmaları gerekir. Çünkü, hemen bütün ülkelerde olduğu gibi, bizde de, tarafların daha önce birbiriyle evlenme kararı vermeden, evlenme akdini yapacak yetkili kişi ya da makamın önüne çıkmalan mümkün değildir. Bu sebeple evlenme ilişkisinin kurulmasını sağlayan nikah akdi yapılmadan önce, taraflar, uzun veya kısa süren bir nişanlılık ilişkisine girmiş olacaklardır. Evlenme akdi yapılırken, taraflar, o ana kadar bağlı oldukları ye taahhüdü o ana kadar getirerek, birbirleriyle evlenmek istediklerini açıklayacaklar ve böylece karşılıklı “evlenme vaadi”, “evlenmeye” dönüşmüş olacaktır.
Evlenmeden önce gelen zorunlu bir aşama olan nişanlanmanın niteliği bakımından birtakım görüş farkları vardır. Kimileri bunu sadece bir “sözleşme” olarak kabul ederken, kimileri de “süreli bir ilişki” olarak nitelemektedirler. Bu farklı görüşleri bir noktada bağdaştırmak ve birleştirmek imkanı vardır: Nişanlanma hem bir sözleşme, hem de bir hukukî bağ sağlayabilir. Bu bağ, az sürsün çok sürsün, belli bir zaman parçasında devam eden “sürekli bir ilişki” anlamına gelir. Bu ikiliği belirtmek için, ilişkinin kurulmasını sağlayan işleme “nişanlanma”, bunun sonucu kurulan ve süren ilişkiye de “nişanlılık” denebilir. Bu anlatım, evliliği kuran sözleşmeye “evlenme”, bunun* sonucunda kurulan ve hayat boyu devam etmesi amaç olan ilişkiye de “evlilik” denmesine paralel bir anlatımdır.
Nişanlanma veya nişanlılık ilişkisi bakımından daha önemli sayılabilecek bir mesele, bu sözleşmenin veya ilişkinin hukukî değeri meselesidir. Bunu, kısaca şöyle koyabiliriz: Nişanlanma veya nişan ilişkisi, tarafları hukukî olarak bağlayan bir sözleşme veya ilişki sayılır mı? Böyle bir problemin ortaya çıkmasının ilk sebebi, bazı kanunların bu ilişkiyi hiç düzenlememiş olmasıdır. Gerçekten, birçok ülkenin kanunlarında nişanlanma ve nişanlılık ilişkisine temas eden hükümlere rastlanmaz. Mesela Fransa bakımından durum böyledir. Bu gibi ülkelerde, evlenmenin yapılmasından önce yine bir nişan ilişkisi kurulur ama, kanunda hüküm olmadığı için bu ilişkinin “hukukî” olup olmadığı tartışma götürür. Bü duruma bakarak, nişanlanmanın kanunlarda düzenlenmediği ülkelerde, kimi hukukçularca nişanın ve nişanhhk ilişkisinin sadece “fiilî bir ilişki” olduğu ye bunu tâbi olduğu kuralların da hukuk kuralları değil,/”ahlâk kuralları olduğu ileri sürülür. Buna karşılık, kanunda düzenlenmiş olmasa bile, karşılıklı evlenme vaadi ile meydana gelen nişanlanmanın hukukî bir bağ oluşturduğunu ileri süren ve bunun sadece ahlaka değil/bütün sözleşmelere uygulanması gereken kanun kurallarına da tâbi bulunduğunu söyleyen hukukçular da vardır. Bazı ülkelerin kanunları ise bu ikinci görüşü de ortadan kaldıracak bir düzenleme getirirler. Mesela Şili Medenî Kanunu’nda, “evlenme vaadi taraflar arasında hiçbir hukukî borç meydana getirmeyen, şahsın şeref ve vicdanına bırakılmış, özel bir olgudan ibarettir” şeklinde bir hüküm yeralmaktadır.
Bizim ülkemizin de aralarında bulunduğu birçok ülkede ise bu gibi tartışmalara yer bırakmayan bir düzenleme biçimi tercih edilmiştir. Kanun yapıcı açık hükümler koymak suretiyle, nişanlanmanın hukukî yapısını belirlemiş, bu sözleşme ve ilişkiden ne gibi hukukî sonuçlar meydana geleceğini göstermiştir. Bü çözümü benimseyen kanunların bulunduğu ülkelerde, ahlâkî ve manevî değeri yanında, nişanlanmanın hukukî değeri de olan bir kurum olduğu artık yadırganamaz. Böylece, bizim kanunumuz açısından da,, nişanlanmayı, salt bir dostluk veya aşk ilişkisi sayamayız. Medenî Kanunumuzun nişanlanma ba